Eğitim kurumlarında barışı bozan, öğretmenlerin motivasyonunu kırarak eğitimin kalitesini zedeleyen yönetimsel baskılar artık yargı engeline takılıyor. Yargıtay’ın emsal niteliğindeki kararlarını inceleyen hukukçular ve eğitim sendikaları, bazı okul müdürlerinin “yönetim yetkisi” kılıfı altında uyguladığı pek çok yöntemin aslında birer mobbing suçu oluşturduğunu ve bu davranışların idarecileri koltuğundan edebileceğini net bir şekilde ortaya koydu.
Ders Programları Üzerinden Psikolojik Yıldırma
Okul yönetimlerinin en temel görevlerinden biri olan ders programı hazırlama süreci, kimi zaman öğretmenleri cezalandırma mekanizmasına dönüştürülüyor. Yargıtay kararlarına göre; öğretmenin sağlık durumu, süt izni gibi yasal hakları görmezden gelinerek derslerin günün ilk ve son saatlerine kasıtlı olarak yayılması, aradaki boşlukların bilinçli şekilde açılması mesleki onura saldırı olarak kabul ediliyor. Bunun yanı sıra kıdemli öğretmenlere uzmanlık alanları dışındaki angarya işlerin sistematik olarak yüklenmesi veya tam aksine sınıf, kulüp ve rehberlik görevi verilmeyerek öğretmenin okulda tamamen pasifize edilmesi de bu kapsamda değerlendiriliyor.
“Disiplin Sopası” ve Sürekli Soruşturma Baskısı
Mevzuatın öğretmen üzerinde bir tehdit unsuru olarak kullanılması, en sık rastlanan idari suistimallerden biri. Ortada somut bir disiplin suçu yokken “Dosyanı yakarım”, “Hakkında tutanak tutarım” gibi ifadelerle öğretmen üzerinde sürekli bir korku iklimi yaratmak doğrudan mobbing sayılıyor. Ayrıca zümre toplantıları gibi toplu alanlarda veya öğretmenler odasında asılsız iddialarla mesleki yeterliliğin sorgulanması, hak edilen ek ders ücretlerinin sisteme girilmemesiyle tehdit edilmesi ya da mevzuata aykırı şekilde fazladan nöbet yazılması idarecileri hukuken suçlu duruma düşürüyor.
MEB tarafından yayınlanan genelge ve yönetmeliklere göre, öğretmenlerin hakları ve sorumlulukları açıkça belirtilmiştir. Öğretmenlerin maruz kaldığı baskıları tescillemek için sürece ilişkin tüm olayları gün, saat ve maruz kalınan davranış detaylarıyla birlikte yazılı olarak not etmeleri ve delilleri güvenceye almaları gerekmektedir.
Dijital Dışlama ve WhatsApp Gruplarından Çıkarma
Gelişen teknolojiyle birlikte psikolojik taciz yöntemleri de dijital boyut kazandı. Okul içindeki resmi bilgi akışını kesmek net bir hak ihlali olarak tanımlanıyor. Öğretmenin kurumsal duyuruların yapıldığı resmi WhatsApp ve bilgilendirme gruplardan keyfi olarak çıkarılması, kurumsal iletişimin kesilmesi bu durumun en somut örneği. Öte yandan öğretmenin verdiği dilekçelerin işleme koyulmaması, randevu taleplerinin sürekli reddedilmesi, sınav takvimi gibi resmi evrakların gizlenmesi ve idarecilerin diğer personele baskı yaparak hedef seçtiği öğretmenle iletişim kurmalarını engellemesi de ağır kusur niteliği taşıyor.
Kişilik Haklarının Çiğnenmesi ve Özel Hayatın İhlali
Öğretmenin saygınlığını zedeleyen en tehlikeli uygulamaların başında, veli ve öğrencilerin önünde maruz kaldığı sözlü şiddet geliyor. Sınıf ortasında ya da veli toplantılarında öğretmenin itibarını sarsacak şekilde azarlanması doğrudan kişilik haklarına saldırı olarak nitelendiriliyor. Bununla birlikte, mesai saatleri dışındaki akşam vakitlerinde ya da hafta sonlarında sürekli aranarak işle ilgisi olmayan konularda rahatsız edilmesi de özel hayatın gizliliğini ihlal eden ve mobbingi tescilleyen davranışlar arasında yer alıyor.
Anayasa’nın 128. maddesi ve genelge ile hakları koruma altında olan öğretmenlerin, uğradıkları baskıyı tescillemek için sürece ilişkin tüm olayları gün, saat ve maruz kalınan davranış detaylarıyla birlikte yazılı olarak not etmeleri, delilleri güvenceye almaları ve resmi başvuru kanallarını işletmeleri gerekmektedir.