LGS sonuçlarının açıklanmasının ardından tanıdık bir manzara ile karşılaştık. Kurs ve etüt merkezleri, özel ders öğretmenleri, İl ve İlçe Millî Eğitim Müdürlükleri peş peşe başarı paylaşımları yapmaya başladı. Bir süre sonra insan, “Acaba bu sınava öğrenciler mi girdi, kurumlar mı?” diye düşünmeden edemiyor.
Eğitimde Kurumsal Başarı
Elbette öğrencilerin başarıları paylaşılmalı, gurur duyulmalı. Ancak bu başarıların sahibi önce öğrencidir. Başta İl Müdürlükleri olmak üzere kurumların ise bireysel başarıları sahiplenmek bir nevi PR çalışması yerine, kendi eğitim performanslarını ortaya koymaları daha doğru olmaz mı? Bir İl veya İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü gerçekten başarısından söz edecekse; ilinin genel LGS ortalamasını, son yıllardaki gelişimini, eğitim standardını yükselttiği okul sayısını, Ülke genelinde kendi ilinde cazibe merkezi haline gelebilmiş okul sayısını, akademik-niteliksel başarıdaki artışı ve eğitimde oluşturduğu katma değeri açıklayabilmelidir.
Liyakat ve Başarı
Bir Millî Eğitim yöneticisinin başarısı; sadece kaç öğrencinin tam puan aldığını paylaşmasıyla değil, kaç okulun eğitim kalitesini yükselttiğiyle, kaç öğrencinin kendi ilinde nitelikli eğitim almasını sağlayabildiğiyle değerlendirilmelidir. Eğer ilinizde Fen Liseleri, Anadolu Liseleri, İmam Hatip Liseleri veya Meslek Liseleri yeterince gelişememişse, marka haline gelmiş okullar oluşmadıysa veya gerilediyse, başarılı öğrenciler ilk fırsatta başka illere gitmeyi tercih ediyorsa, dönüp şu soruyu sormak gerekmez mi? Acaba özellikle proje okullarına yönetici ve öğretmenleri başta olmak üzere kadrolar nasıl seçiyoruz? Liyakatle mi? Yoksa çiğ köfte yoğurma maharetiyle mi? Halı sahada iyi pas vermekle mi? Ticari ilişkileri olmasına mı? Avrupa Birliği projesinde fotoğraf karesine girmekle mi? Sendikal referanslarla mı?
Elbette bunlar biraz tebessüm ettirmek için söylenmiş sorular. Zira hiçbir il veya ilçe yöneticisinin bu özelliklere sahip olmadığını! hepimiz gayet iyi biliyoruz. Ancak mizahın arkasındaki esas soru çok ciddidir: Bu kadroları gerçekten bilgi, birikim, tecrübe ve başarıya göre mi belirleniyor? Eğer bu soruya toplumun vicdanını rahatlatacak şekilde, gönül rahatlığıyla “Evet, tamamen liyakat ve hakkaniyet esas alınıyor.” diyebiliyorsak ne mutlu bize. Diyemiyorsak, eğitimde yaşadığımız sorunların cevabını başka yerde aramaya gerek de yok.